İçeriğe geç

Fanila hangi köken ?

Soğuk Bir Kayseri Sabahı ve Bir Fanilanın Hatırlattıkları

Vaki olarak her zaman olduğu gibi, bu kez “Fanila hangi köken” konusunda sizin yanınızdayız.

Kayseri’de kış hep sert gelir. Hani insanın yüzüne vurdu mu sadece soğuk değil, geçmişi de çarpar gibi olur. O sabahlardan biriydi. Penceremin camında buz desenleri vardı ve nefes aldıkça odamın içi buğulanıyordu. Üzerimde eski bir kazak, onun altında ise dedemin yıllar önce bana “üşümezsin” diyerek verdiği o ince beyaz fanila…

O sabah aynaya bakarken içimde garip bir soru büyüdü: “Fanila hangi köken?”

Neden bunu düşündüğümü bilmiyordum ama o kelime sanki sadece bir giysi değil de, başka bir zamanın yankısıydı.

Günlüğüme yazmaya başladım. Yazdıkça içim açılıyordu. Çünkü bazı sorular sadece bilgiyle değil, hatıralarla çözülür.

Evimizin Sessizliği ve Eski Bir Kumaşın Hikâyesi

Bizim evde sabahları hep bir sessizlik olurdu. Annem mutfakta çay koyarken çıkan bardak sesleri bile sanki yumuşak bir battaniyeye sarılırdı. O gün, mutfağa gittiğimde annem yine klasik sabah telaşındaydı. Ama ben farklıydım. İçimde tuhaf bir merak vardı.

“Anne,” dedim, “fanila kelimesi nereden geliyor sence?”

Bana kısa bir bakış attı. Sonra gülümsedi.

“Sen de nereden buluyorsun böyle şeyleri?” dedi. “Eskiden herkes giyerdi onu. Şimdi adını bile soran kalmadı.”

Ama bu cevap bana yetmedi. Çünkü benim için fanila sadece bir kıyafet değildi artık. Dedemin kokusu vardı içinde, eski radyoda çalan türkülerin sesi vardı, kışın ortasında soba başında ısınan eller vardı.

Ve en önemlisi, içinde bir köken arayışı vardı.

Dedemin Sandığı ve Zamanın İçinden Çıkan Beyazlık

O öğleden sonra, annemin izniyle dedemin eski sandığını açtım. O sandık hep yasaklı bir zaman kapsülü gibiydi. Açtığında geçmişin kokusu yüzüne çarpardı insanın.

Sandığın kapağını kaldırınca önce naftalin kokusu geldi. Sonra kat kat katlanmış eski kıyafetler… Ve en altta, neredeyse sararmış bir fanila.

Elime aldım. İnceydi ama sanki yılların ağırlığını taşıyordu. Dedem bu fanilayı giydiğinde gençti belki de. Benim şu anki yaşımdaydı belki. 25 yaş… Garip bir şekilde bu düşünce içimi titretti.

“Fanila hangi köken?” diye tekrar düşündüm.

Sanki o kumaşın içinde bir dil vardı. Konuşmayan ama anlatan bir dil.

Bir Kelimenin Peşinde

Günlüğümde sayfalarca yazdım o gün. Çünkü bazen bir kelime insanı kendi içine sürükler.

“Fanila” kelimesi bana hep Türkçe gibi gelmişti. Ama içimde bir yer biliyordu ki bu kelime dışarıdan gelmişti, başka bir coğrafyanın rüzgârını taşıyordu.

Araştırdıkça öğrendiğim şeyler beni şaşırttı. Bu kelimenin kökeni İtalyanca “flanella” ya da Fransızca “flanelle” kelimelerine dayanıyordu. Daha da geriye gidince İngilizce “flannel” ve aslında kumaşın yumuşak dokusuna atıf yapan eski Avrupa dillerine uzanıyordu.

Ama benim için bu sadece bir dil bilgisi değildi.

Bu, insanların soğuktan korunmak için ürettiği bir çözümün, zamanla kelimeye dönüşmesiydi.

Ve ben Kayseri’nin ayazında bunu düşünürken, sanki dedemle aynı soğuğu paylaşıyordum.

Geçmişin İçinde Kaybolan Bir Öğleden Sonra

O gün dışarı çıktım. Kar yoktu ama hava keskin bir bıçak gibiydi. Kayseri sokakları her zamanki gibi sertti. Ama ben yürürken içimde başka bir yumuşaklık taşıyordum.

Fanilayı düşündüm.

İnsanlar neden böyle şeyler üretmişti? Neden bir kelime bile soğuğa karşı bir direnç gibi hissediliyordu?

Bir köşe başında durup ellerimi cebime soktum. İçimde bir eksiklik vardı. Sanki dedemin gençliğiyle benim gençliğim arasında görünmez bir köprü kurulmuştu ama ben o köprünün tam ortasında kalmıştım.

O an bir şey fark ettim:

Fanila sadece bir kıyafet değildi. Bir dayanıklılıktı.

Dedemin Sesini Hatırlamak

Akşam olduğunda dedemle oturdum. O her zamanki gibi sobanın yanında, hafif kısık gözlerle televizyona bakıyordu.

“Dede,” dedim, “sen hep fanila giyer miydin?”

Gülümsedi.

“Giymezsen donarsın evlat,” dedi. Sanki bu cümle sadece fiziksel bir soğuktan değil, hayatın soğuk yanlarından da bahsediyordu.

Sonra sustu. Uzun bir sessizlik oldu. O sessizlikte dedemin gençliğini hayal ettim. Belki sabahın köründe işe giderken ince bir fanilanın üstüne giydiği kalın montu… Belki de o fanilanın ona verdiği güveni…

Ve ben içimden tekrar sordum:

“Fanila hangi köken?”

Ama artık bu soru bir bilgi arayışı değildi. Bir bağ kurma isteğiydi.

Bir Kelimenin İçinde Saklı İnsanlık

Gece olduğunda tekrar günlüğümü açtım. Yazarken fark ettim ki fanila sadece bir kelime değil, insanlığın ortak bir deneyimiydi.

Soğuk, her yerde vardı. Ama insanlar buna karşı hep bir şey üretmişti. Kumaş, kelime, alışkanlık…

Fanila da bunlardan biriydi.

Kökeni Avrupa dillerine dayanıyordu ama Türkiye’de bambaşka bir anlam kazanmıştı. Burada sadece bir giysi değildi; çocukluğun, babaların, dedelerin hatırasıydı.

Ben yazdıkça içimdeki hayal kırıklığı yerini garip bir huzura bıraktı. Çünkü bazen kökeni bilmek, bir şeyi uzaklaştırmaz; aksine daha da yakınlaştırır.

Kendi Gençliğimin İçinde Bir Sıcaklık Aramak

25 yaşındayım. Bazen kendimi çok genç, bazen de sanki çok eski bir zamanın içinden gelmiş gibi hissediyorum. Özellikle böyle kış akşamlarında.

Fanilaya baktıkça kendi hayatımı düşündüm. Ben de bir şeylerin içinde ısınıyordum aslında. Sadece kumaş değil, insanlar, hatıralar, şehir…

Kayseri’nin sertliği bile bana yabancı gelmiyordu artık.

Çünkü fanila gibi şeyler vardı: görünmeyen ama koruyan.

Bir Sandığın İçinde Kapanan Değil, Açılan Hikâye

Dedemin sandığını tekrar kapatmadım hemen. Bir süre öylece açık bıraktım. Sanki geçmişin nefes almasına izin vermek gerekiyordu.

O fanilayı tekrar katladım ama bu kez farklıydı. Artık sadece eski bir kıyafet değildi. Bir hikâyeydi.

İçimden bir huzur geçti. Çünkü bazı sorular cevap bulmaz; dönüşür.

“Fanila hangi köken?” sorusu da artık sadece dilsel bir merak değildi benim için. İnsanların kendini koruma hikâyesiydi.

Soğuk Gece ve İçimde Kalan Sıcaklık

Bunu da Okuyun: Karamuk meyvesi hangi illerde yetişir ?

Gece yatağıma uzandığımda odanın sessizliği yine üzerime çöktü. Ama bu kez farklıydı.

Üzerimdeki fanilayı düşündüm. Dedemi düşündüm. Kayseri’nin soğuğunu düşündüm.

Ve içimde garip bir sıcaklık vardı.

Sanki geçmiş, bugünün içine sızmıştı.

Gözlerimi kapatırken son kez o soruyu fısıldadım:

“Fanila hangi köken?”

Ama bu kez cevap aramıyordum.

Sadece o kökenin bir parçası olduğumu hissediyordum.

Bu içeriğimizin sonuna geldik. Vaki olarak “Fanila hangi köken” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://www.forumelektronik.com.tr https://globalsinifportal.com.tr https://vipeo.com.tr Sitemap
ilbet giriş